Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi'ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi'nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır.
Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1482'de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul' un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel' tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane'de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870'tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere "kuzulu pilav" verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur.
Curel'den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi'ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman'ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL'nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman'ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL' nin Tören Kapısı'ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür.
1901 yılında İstanbul'da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurmuşlar ama 1903'te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü'nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği'ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yerinde bulunan "Union Club-İttihat Spor" sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını "hatmetmek" ve yabancılarla boy ölçüşmektir.
Türk olmayan takımları yenmek
Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen, "Ellinci Yıl" kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır:
"1 Teşrin 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil...gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.
"Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek."
Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı efendileri"diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve "Adımız Galata Sarayı olsun" derler.
Kurucu Listeler
1905'ten 1919'a kadar Galatasaray Spor Kulübü'ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri'nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-B. Nikolof; 6-Milo Bakiş; 7-Pol Bakiş; 8-Bekir Sıtkı Bircan; 9-Tahsin Nahit; 10-Reşat Şirvanizade; 11-Hüseyin Hüsnü; 12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 13-Abidin Daver.
1905'te Osmanlı İmparatorluğu'nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913'te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-Bekir Sıtkı Bircan; 6-Reşat Şirvanizade; 7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 8-Abidin Daver.
Renklerin öyküsü
Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen'den dinleyelim:
"Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı'daki Şişman Yanko'nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu." Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül Baba'nın II.Beyazıt'a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri sürer.
- DüNYA DöNERMİŞ, AY İSE KöFTE.
- Aç ayı oynamaz, yedek kulübesinde bekler
- Adama komposto bizim lazada koyun postu gelince,bizimki heyecanla sorar: onunki niye sulu da benimki kıllı kıllı.
- Adama sormuşlar karınızla ortak bir özelliğiniz var mı diye ? Demiş ki var aynı günde evlendik...
- Adamın biri çölde susuz kalmış kristal kola bulmuş ama içememiş neden? cevap:kristal kolanın üstünde güvenle içiniz yazıyormuş adam güveni beklemiş.
- Adamın biri etrafına çember çizmiş içinde devamlı hoplayıp zıplıyormuş. Ne yapıyormuş yani? - Kendi çapında eğleniyormuş....
- Adamın biri intihar etmeye kalkmış vazgeçmiş diğeri de intihar etmeye kalmış vazgeçmiş.
- Adamın biri omuyla yıkanmış maymuna dönmüş neden? Omuyla her şey ilk günkü gibi :
- Adamın biri sinemaya gitmiş önündeki adama burası boş mu demiş adamda hayır siemens demiş.
- Adamın biri varmış, ikinci dönem düzeltmiş..
- Adamın biri yolda giderken Ne Olmuş ? Düşmüş ölmüş ..
- Adamın biri yolda yürüyormuş.kafasına BUDA heykeli düşmüş.adamda BUDA MI gelecekti başıma demiş.
- Adamın biri zeytin yemesine bayılırmış, zeytin yeğince bayılmış ama ayılamamış....
- Adamın birinin kafasına selpak havlu düşmüş ölmüş neden? -çünkü onlar halka değil fil! :
- Adamın gözü dalmış, burnu yaprak. adamın kafası kızmış, vücudu erkek.
- Ağabey sakal bıraksam diyorum... -Tamam be güzelim, şu köşeye bırakıver:
- Ağabey sen tüp bebek misin? Gaz kaçırıyorsun da...
- ALKOLüMDE çOK FAZLA KAN VAR :
- Almanca biliyor mu lan? Her havuzun dibi aynı....
- Almış eline bir çiçek sevecek.. sevmeyecek ulan inek çiçek nereden bilecek?
- ALTIN GİBİ çOCUKTU....? BOZDURUP BİLEZİK YAPTILAR:
- Ana hastanın ailesinin ismini öğrenmek ister misiniz?
- Aptallık çok güzel bir şey olmalı bu yüzden sana imreniyorum.
- ARKADAŞIMIN BİRİ DüN TUVALETE DüŞMüŞ !öYLE İçAP ETMİŞTE.
- ARKADAŞKEN KIZ SöYLER ERKEK DİNLER SöZLüYKEN ERKEK SöYLER KIZ DİNLER EVLİYKEN İKİSİ DE SöYLER MAHALLE DİNLER.
- ARTIK ARAMA BENİ sesini duymaktansa kendimi yakarım Yüzünü görmektense kendimi asarım ölürsem kabrime gelip toprak atma O küreğin suratına çarparım...
- Aşk bir elma şekeridir yalarsın yalarsın sonunda elinde sapı kalır
- Aşk bir futbol topuna benzer uzaklaşınca peşinden koşarsın, yanına geldiğin dede tekme atarsın,
- AŞK BİR PENCEREDİR AçAN HAVALANIR; AçMAYAN EVDE KALIR.
- ASK BİR SUDUR İç İç KUDUR.
- Aşk bir turşu suyudur, içenin midesi bulanır, içmeyenin ağzı sulanır.
- Aşk Kızın kalbinde, Erkeğin arka cebinde bulunur.
- Aşk sudur iç iç kudur.......
- AŞKIMI LEKELEME çAMAŞIR SUYUNA ZAM GELDI :
- Aşkımızın suya düşeceğini bilseydim, Balık olurdum.... (dermişim)
- Aşkından oldum nezle, Silemedim yirmi beş metre bezle, Bir eşek iki katır, Bana seni hatırlatır.
- Aşkınla sararıp solacak kadar, sevginle bahtiyar olacak kadar, uğruna canımı verecek kadar seni seviyorum desem inanır mısın. Haklısın bende inanmadım zaten.
- ATEŞLİ BAKIŞLARIN KİRPİKLERİMİ YAKTI.
- Atla gel hemen. -at yok taksiyle gelsem?
- AY OLMAK İSTERDİM GECENİ AYDINLATMAK İçİN...SEVGİ OLMAK İSTERDİM KALBİNE GİRMEK İçİN...KUŞ OLMAK ISTERDİM KANATLANIP KAFANA KONMAK İçİN!!
- Ay üstüme iyilik sağlık.altıma kötülük hastalık.
- Ayakkabılarınız sıkıyorsa daha neşeli ayakkabılar alın.
- Az veren candan çok veren maldan.
- Babama değerimi sordum dünyalar kadar dedi, dünyanın değerini sordum beş para etmez dedi.
- Baka baka aşık olunsaydı, öküz trene çoktan aşık olmuştu.
- Bakanlar Kurulunun Aldığı Kararla Hamilelik altı aya İndirilmiştir!
- Bakmakla örenilseydi Köpekler kasap olurdu.
- Balık esir olunca ne olur tabi ki Balıkesir olur.
- BANA HAYATIM DEME RUHUM DA.çüNKü HAYAT GEçİCİ RUH İSE KALICIDIR :
- Bebek maymun annesine sorar, anne niye biz bu kadar çirkiniz? anne Maununa der: yavrum sen haline şükür et ya mesajı okuyan gibi olsaydın.
- Bekarlık sultanlık yalnızlık derler AMA Hİç BEKAR SULTAN GöRDüNüZ Mü?
- Ben bir zamanlar biriyle ortak olmuştum o tecrübesini koydu bende paramı şimdi o zengin oldu bende tecrübe kazandım.
- BEN BİTTİM ABİ AMA ŞİMDİ PİREYİM!
- Ben buraları avucumun içi gibi bilirim, merak etme kaybolmayız! Fakat, şimdi dirseğe doğru gidiyoruz galiba :
- BEN HAYVANLARI çOK SEVERİM öZELLİKLE KIZARMIŞ TAVUĞA BAYILIRIM.
- Ben seni deli gibi sevdim sen beni deliyim diye sevmedin.
- BEN ŞİMDİ SANA YANARKEN SEN KİMBİLİR NERELERDE üŞüYORSUNDUR.
- Beni çekemeyenler...İnim İnim İnlesin....Bu dünya varoldukça..Bana NAZAR deymesine...Aminin .
- Benim bir itim vardı bana çok sadıktı benim bir kız arkadaşım vardı itim kadar olamadı elveda salak .
- Benim gözlerim çok sağlamdır taaa yüz seksen mili yon kilometre uzaklıktaki güneşi bile gayet iyi görebiliyorum.
- Benim seni düşündüğümde, seninde beni düşünüp düşünmediğin düşüncesi, düşündürüyor beni..
- Benimle kavga etmeden önce lütfen bana haber ver ki beynimi çıkarıp bir köşeye bırakayım böylece eşit seviyede olmuş oluruz.
- Berber: "Olgum sana çok yakışıyor; Gel sana güzel bir AMERİKAN KESİM yapalım!" "Yok be hacı! Bir değişiklik olsun,sen en iyisi bana bir KIBRIS RUM KESİMİ yap.
- Beş fincan kahve içtim. Falımda uykusuzluk çıktı...
- Bilimsel bir araştırmaya göre, insanlar dirseklerini yalayamazlar. (Bunu okuyanların yüzde doksanı dirseğini yalamaya çalıştı.
- Bin dokuz yüz atmış yedi Yılında İçilen Kahvelerin Hatırı Dolmak üzere. ilgilerlere Duyurulur.
- Bir aptalın seni öpmesine izin ver ama bir öpücüğün seni aptal etmesine izin verme....
- BİR ARA SİGARAYI VE İçKİYİ BIRAKMIŞTIM; BU HAYATIMIN EN İYİ ON BEŞ DAKİKASIYDI.
- BİR ARKADAŞLA BİR RESTORANTA GİTTİK;GARSON ETLİ BİR YEMEK GETİRDİ.MERAKTANDIR SORDUK:BU NE ETİDİR BEYEFENDİ? CEVAPSA İLGİNCTİ :öLü HAYVAN ETİ KARDEŞİM DEDİ!
- Bir elma neden diskoya gider kurtlarını dökmek için.
- Bir geri zekalının seni öpmesini izin ver ama bir öpücüğün seni geri zekalı yapmasını izin verme!
- Bir gün yolun düşer de bizim evin önünden geçersen sakın bana uğrama yoluna devam et.
- Bir Japon nasıl su ister? - Matarama_su_ko!
- Bir kadeh içki insana kuvvet verir derlerdi, geçen gün on kadeh içtim ayakta duracak halim kalmadı.
- BİR KADIN MUTFAĞA GİRİNCE NEDEN Hİç BİR ŞEY DüŞüNMEZ? çüNKü TEFAL HER ŞEYİ DüŞüNüR...
- Bir kadın oğlunu aklı başında biri yapabilmek için yirmi yıl uğraşır. Bir başka kadın gelir yirmi dakikada aklini başından alır.
- BİR TAVŞAN FIRINA GİTMİŞ BANA 399 TANE EKMEK VERİRMİSİNİZ DEMİŞ FIRINCI DüZ 400 YAPAYIM MI DİYE SORMUŞ. TAVŞAN YOK ABİ KİM O KADARI YİYECEK DEMİŞ.
- Bir uçurumun kenarından düşsem ve tek dalım sen olsan düşmemek için seni kökünden sökerim...
- Bir zencinin koluna düşen karınca ne der? -Eyvah!! Yine karakola düştüm! :
- Birbirlerini aldatan karı koca için: bunların evliliği pikaba benzer erkek ara sıra plakları değiştirir kadınsa iğneyi.
- Birini sevdim hapishanelik oldu birini sevdim tımarhanelik oldu birini sevdim mezarlık oldu kafamı bozma seni de severim.
- Birlikten kuyruk doğar .
- BİZ RAKIYI SUSUZ İçERKEN, MEZE DİYE KAFAYI YEDİK ARKADAŞ.
- BİZİ çEKEMEDİLER çüNKü HALAT KOPTU;
- Bu mesajlar özel frekanslarla yollandı ve yan etkileri vardır zekilerde felç,normallerde körlük yapar hıyarlarda kalıcı bir etkisi yoktur anlık bir gülümseme olur.
- Bülbülü altın kafese koymuşlar, Kaç ayar demiş.
- Buralarda, balık ekmek 750.000 liraymış... 750 bin borç varda balık ekelim.
- çekinme bir öpücük ver karbon kokan sevgilim her molekülün benim, Acele et çabuk gel oksitlendi yüreğim.
- çekyat a niye çekyat denir? - çünkü yit otur diyemeyiz :-o
- Cesareti fedakarlığı ve sadakati bilmeyen aşık olmaya kalkmasın ağabeyler...
- Cin Ali mavi mürekkebe düşerse ne olur? Blue Jean. :-))
- Deli gibi sevdim manyak gibi evlendim.
- Delisin Deli Tıpkı Neron Gibi O Roma yi Yaktı Sende Beni.
- Denizanası kızını nasıl çağırır? Denizanası:"Deniz kızım gel".
- Şırıl sıklar aşık OLMAK için Denize GİRMELİ :)))
- Size benden soğuk bir nasihat SIK SIK AMELİYAT OLUN İçİNİZ ACILIR :
- Soru: Bir adam sevgilisini buz dolabına saklamış neden? Yanıt: İlişkileri bozulmasın diye..
- Soru:inekler neden sigara içmezler? cevap:sağlığa zararlı olduğu için.
- Söz gümüşse sözlüğü olan köşeyi döner.
- Spiker: -Top ağlarda ve gol... Kaleci:-Top ağlarda ,ben ağlamaz mıyım
İstiklâl Marşımızın Şâiri Mehmed Âkif, büyük bir İslâm Şâiridir. O'na "Vatan Şairi" de diyebiliriz. Çünkü Âkif, Allah'a, Peygamber'e, Vatanı'na, Bayrağı'na ve Milleti'ne âşık bir vatanseverdi.
Mehmed Âkif, 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Tahir Efendi, Fatih müderris (profesör) lerindendi. Annesi Emine Şerife Hanım, Buharalı bir ailenin kızıydı. Âkif, ahlâkı ve inancı sağlam bir ailenin çocuğu olarak, aynı özellikleri taşıyan bir çevrede yetişti. Bu çevre İstanbul'un en dindar ve temiz semtlerinden biri olan Fatih'di.
Âkif, kitap ve defterle henüz dört yaşındayken tanıştı. Resmî öğrenimi ise Maarif Nezareti'ne (Millî Eğitim Bakanlığı) bağlı (ilk) okulla başladı. Bu okuldan sonra, Fatih Merkez Rüşdiyesi'ne (ortaokul) devam etti.
Rüştiye tahsili boyunca, babasından bilhassa lisan dersleri aldı. Arapça, Farsça ve Fransızca'yı edebiyatıyla beraber anlamaya başladı. Şiir sevgisi ve merakı da bu sıralarda uyandı.
Rüştiye'den sonra Mülkiye'ye (Siyasal Bilgiler Fakültesi) geçti. Mülkiye, o devrin en parlak öğrenim kurumu sayılıyordu. Âkif, Mülkiye'de okurken babası vefat etti, ayrıca evleri de bir yangında yok oldu. Maddî imkânsızlık yüzünden bu okulu yarıda bırakmak zorunda kalan Âkif, Baytar (Veteriner) okuluna kaydoldu. Bu yeni okulun mezunlarına daha iyi iş imkânları tanınıyordu. Baytar okulunu birincilikle bitiren Âkif, dört sene kadar Anadolu, Balkanlar, Arabistan ve Arnavutluk'ta dolaştı; mesleğiyle ilgili inceleme ve araştırmalarda bulundu. Gezdiği yerlerde halkla sıcak bir kaynaşma sağladı.
İstanbul'a döndüğü zaman, Halkalı Ziraat Okulu'nda kitabet (kompozisyon), Üniversite'de edebiyat dersleri verdi. Ayrıca Dârü'l-Edeb isimli okulda da öğretmenlik yaptı.
Mehmed Âkif ömrü boyunca çalıştı, çabaladı, mücadele etti. Dinlenmeden, yorulmadan iman ve vatan sevgisiyle coştu, çevresindekileri de çoşturdu. Âkif, büyük bir vatan şairi olduğu gibi, büyük bir İslâm bilginidir. O'nun birçok üstün nitelikleri vardır. Âkif, tam manâsıyla bir İslâm kahramanıdır. Âkif'in bitmez, tükenmez bir sabrı, çelik gibi bir iradesi, eğilmez bir başı, boğulmaz bir sesi ve kısılmaz bir nefesi vardır. O doğruluğun ve fedakârlığın simgesidir.
Mehmed Âkif, derin tefekkürü olan güçlü bir şâirdi. Şiirdeki gücünün ve etkileyiciliğinin en önemli bir sebebi de, yazdıklarındaki samimiyetiydi. O'nun şiirinde şahsî dertleri, özel meseleleri yoktur. Hep umumî olan dertlerle dertlenmiş; milletinin duygu, düşünce ve problemlerine tercüman olmaya çalışmıştır. Bu bakımdan da şiirlerinde bol bol gözyaşı, ağıt, kahır ve sitem vardır. Âkif'i üzen birçok millî mesele, maalesef bugün de varlığını sürdürmektedir. İşte bu sebeple Âkif'in yazdıkları eskimemiştir. Tam aksine, değerlerini daha da artırarak korumaktadır. Âkif, âdeta sadece yaşadığı günleri ve dünleri değil de, bugünleri, hatta gelecek günleri anlatmıştır.
Âkif, çok yönlü bir insandır. Her şeyden önce sağlam bir karakter adamıdır. Dürüsttür. Vefalıdır. Sözünün eridir. İnançlarına sımsıkı bağlı bir insandır. Hem Batı, hem de Doğu klasiklerini ilk kaynaklarından okuyan, aynı zamanda da Kur'an-ı Kerim'i tefsir edebilecek dinî ilimlere vâkıf bir aydındır. Yazdıklarını yaşayan bir dürüstlük sembolüdür.
"Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı."
..............................................................
"Ya açar bakarız Nazm-ı Celil'in yaprağına,
Yü üfler geçeriz bir ölünün toprağına,
İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için."
diyen Mehmed Âkif, kurtuluşumuzun Kur'an-ı Kerim'in prensiplerine uygun olarak yaşamamıza bağlı olduğunu vurgulamıştır. Âkif, aynı zamanda bir Kur'an hizmetkârıydı. İlk yayınlanan şiiri; "Kur'an'a Hitap" adını taşıyordu. Yazdığı şiirlerle, ilimde ve teknikte geri kalan Müslümanları uyandırmaya çalışıyordu.
"Alınız ilmini Garb'ın alınız san'atını,
Veriniz mesainize hem de son sür'atını." diyerek, ilimde ve teknikte ilerlemenin gerekli olduğunu vurguluyordu. Âkif, manevî değerlere ve kültürümüze çok büyük önem verirdi. Avrupa'nın teknolojisini alırken, manevî ve kültürel değerlerden taviz verilmemesi gerektiğini haykırmıştır. Ona göre Müslümanlar, Batı'nın tekniği karşısında aşağılık duygusuna kapılmamalıdırlar.
İstiklâl Marşı'nda:
"Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var." derken, Müslümanların ellerindeki iman hazinesine sahip çıkmaları gerektiğini vurgulamaktadır.
Mehmed Âkif'e göre Müslümanlar, zillet ve hakarete boyun eğmemelidirler. Bu konuda Âkif şöyle haykırmaktadır:
"Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum."
Kesilir belki ama çekmeye gelmez boyunum."
Millî Şâirimiz Mehmed Âkif, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edildiğini duyunca; köyleri, kasabaları, şehirleri dolaşmış; camilerde, köy kahvelerinde ve sokaklarda konuşmalar yapmış ve şiirler söylemiştir. Dinlenmeden, yorulmadan Anadolu'yu adım adım dolaşarak, halkı uyarmaya ve uyandırmaya çalışmıştır. Milleti, Allah yolunda cihada çağırmıştır. Mehmed Âkif'in şiiri, halkın faydasına olan bir sanat eseridir. O'na göre sanat, gerçeğin ta kendisi olmalıdır.
"Şudur cihanda en beğendiğim meslek,
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek."
Şeklindeki mısraları, O'nun sanat anlayışını özlü bir şekilde açıklar.
"İstiklâl Marşı'nı nasıl yazdınız?" diye sorulunca, şu cevabı vermiştir:
"Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk'ın,
Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın."
"İşte İstiklâl Marşı'nı bu iman ve ümitle yazdım. İmanım olmasaydı hiç yazabilir miydim? Zaten ben başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa, yazılarımda da o vardır... Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!.."
Halbuki, kendisinin kışın soğukta giyebilecek bir paltosu da yoktu. İşte Âkif'in Milletini ve Vatanını ne kadar çok sevdiğinin ispatına bu davranışı bile yeterlidir.
27 Aralık 1936 yılında, 63 yaşında iken İstanbul'da vefat eden Mehmed Âkif'i, vefatının 63. yılında rahmet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şâd, mekânı Cennet olsun.
.

| Tam adı: | Ronaldinho Gaucho De Assis Moreira | |
| Doğum tarihi: | 21 mart 1980 | |
| Doğum yeri: | porto,alegre breziya | |
| Boyu: | 1.81 | |
| Takma adı: | Ronaldinho Ronaldinho Gaúcho Ronnie El Maestro Ronaldenho | |
| Mevkii: | Sağ,Sol Açık,Forvet Arkası | |
Ronaldo de Assis Moreira (d. 21 Mart 1980), Brezilya doğumlu futbolcu. Daha çok Ronaldinho veya Ronaldinho Gaûcho adlarıyla bilinir. Ronaldinho, Portekizce'de "Küçük Ronaldo" anlamına gelir. Bu lakabın sebebi ise Ronaldinho'nun küçük yaşlarda (o sırada Inter Milan'da oynayan) Ronaldo'ya duyduğu hayranlıktır. Gaûcho ise Brezilya'nın güneyindeki Rio Grande do Sul bölgesinde bazı futbolculara takılan, "mutlu" anlamında bir lakaptır.
21 Mart 1980 tarihinde Brezilya'nın Porto Alegre şehrinde doğdu. Fakir bir ailenin üç çocuğundan en küçüğüdür. Baba Joao Da Silva Moreira bir havuz kazasıyla öldüğünde Ronaldinho 8 yaşındaydı. Aile geçimini Ronaldinho'nun ağabeyi Assis'in futboldan kazandıklarıyla sağlamaktaydı. Ülkenin yarısından fazlasının fakirlik çektiği Brezilya'da hemen hemen her çocuğun kurtuluş yolu olarak görülen futbol Ronaldinho için de bir hedefti. İlk idolü ve hocası da Assis oldu.
Paris Saint Germain Yılları [değiştir]Ronaldinho 2000-2001 sezonu boyunca birçok Avrupa kulübünün ve menejerin dikkatini çekti. Gremio kendisine gelen her astronomik teklifi geri çevirdi. Tekliflerin 75 Milyon Euro'ya kadar çıktığı iddia ediliyordu. Bu futbola kayıtsız kalamayan Luis Fernandez, Ronaldinho'yu Paris Saint Germain'e getirmek için ısrarlı davrandı. Ronaldinho'nun menajerliğini yapan Assis sonunda PSG'ye evet dedi ve 2001 yılında 5 yıllık bir anlaşmaya imza attı. İki takım arasında bonservis bedeli konusunda çıkan anlaşmazlık sonucu olay hukuki alana taşındı ve Ronaldinho 6 ay futboldan uzak kaldı. Sonunda 4,5 milyon dolarlık bonservis bedeli tespit edildi ve Ronaldinho tekrar futbola döndü.
PSG'deki ilk yılı pek de parlak geçmedi. Özellikle Paris gecelerine düşkünlüğü yüzünden zamanın teknik direktörü Luis Fernandez ile araları açıldı ve bir daha da yıldızları barışmadı. İlk yılında 28 maç oynadı ve 9 gol attı. Fakat 2002 yılında biraz da olda adaptasyon sorununu atlatmış göründü. Oysa PSG'deki sıkıntısı sürüyordu, daha büyük bir takıma gitmek istediğini açık açık söyledi. Fakat sözleşmesi yüzünden zorunlu olarak takımında kaldı. 2003 yılında, PSG Avrupa Kupaları'na katılma hakkı kazanamayınca sözleşmesindeki madde uyarınca Ronaldinho'yu satış listesine koymak zorunda kaldı.Ve sonrasında FC Barcelona'ya transferi gerçekleşti.
FC Barcelona yılları [değiştir]Beckham'ı FC Barcelona'ya getireceği vaadiyle başkan olan Joan Laporta, bu transfer denemesinde başarısız olmuş, üstelik Beckham ezeli rakip Real Madrid'e kaptırılmıştı. Barcelona ise bu oyuncunun yerine 19 Temmuz 2003 tarihinde, 21.250.000 Euro bonservis bedeliyle transferi tamamladı.
Barcelona'daki ilk maçına 27 Temmuz 2003 tarihinde çıktı. İlk maçından itibaren, PSG günlerinin tersine çok istekli, çok mücadeleci ve çok başarılı bir futbol ortaya koydu, her geçen gün de futbolunu geliştirdi. İlk senesinde Barcelona La Liga'yı ikinci bitirdi. Ronaldinho 32 maçta 15 gol atmıştı. Çok istediği İspanya lig şampiyonluğunu ise ikinci senesi olan 2004-2005 sezonunda ulaşabildi. Bu sırada en büyük hedefinin Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak olduğunu söyleyen Ronaldinho, bu amacına da 2005-2006 sezonunun sonunda ulaşmıştır.
Milli Takım Kariyeri [değiştir]1998 yılında Wanderley Luxemburgo tarafından Amerika Kupası için milli takıma çağrılan Ronaldinho ilk milli maçını da 26 Haziran 1999 tarihinde bu turnuvada Letonya'ya karşı oynadı. Milli forma altında attığı ilk gol ise yine aynı tunuvada Venezuella'ya attığı goldü.Ronaldinho brezilya formasında 11 numaraydı.
2001-2002 yılında futboldan uzak kaldığı 6 ay yüzünden 2002 Dünya Kupası için Brezilya Milli Takım'ına alınmayacağı düşünülüyordu. Fakat dönemin teknik direktörü Felipe Scolari beklentileri boşa çıkardı. Ronaldinho oynadığı futbol ve attığı iki gol ile Scolari'nin seçiminin ne kadar doğru olduğunu gösterdi.
Brezilya 2005 yılında Almanya'da düzenlenen Konfederasyon Kupası'nda şampiyon oldu. Ronaldinho bu kupada 3 gol attı. Birini grup maçlarında 2-2 biten Japonya maçında (dk.32), birini yarı finalde 3-2 Brezilya galibiyetiyle biten Almanya maçında (dk.43) ve birini de finalde 4-1 biten Arjantin maçında (dk.47) attı. Ayrıca final maçında maçın adamı seçildi.
.
DÜNYANIN GELMİŞ GEÇMİŞ EN KÖKLÜ EN İYİ GRUBU OLARAK AKBUL EDİLİR .... .
